Federasyonlarda neler oluyor?
Sorunun cevabı şu olabilir; neler olmuyor ki!
Hem Triatlon hem de Boks federasyonunda üst düzey yöneticilik yapmış birisi olarak, federasyonlarda yaşananlara “Fransız” olmadığım gibi, haber kaynaklarımı da güvenirim…
Ankara’dan, daha doğrusu bazı federasyonlardan pis kokular gelmeye başladı!
Öyle bir berbat spor mecramız var ki, düşman başına!
“Aile şirketi mi?” dersiniz, “eşi-dostu gönülleme mi?” dersiniz, ne dersiniz bilemem, ama bazı federasyonlar ve başkanları ahbap-çavuş ilişkisiyle günlerini gün ediyorlar…
Federasyon yöneticiliği, antrenörlük, bedava seyahatler, yetmezmiş gibi, günlük harcırahlar tatlı tatlı gezip tozmalar…
Dolayısıyla da, Türk sporu hem maddi hem de manevi her geçen gün daha kötüye gidiyor ve bir Allah’ın kulu da çıkıp “ne oluyor?” diye sormuyor!
Ne ilginç değil mi?
İlginç değil aslında, acınası bir durum…
Bazı federasyonları tenzih ederim…
Lakin, ahhap-çavuş ilişkileri devam etsin, koltuklar soğumasın, çark böyle dönmeye devam etsin zihniyetinin egemen olduğu sporumuzda istikrar, başarı, “Vatan-Millet-Sakarya” çığırtkanlığı hikaye!
Önemli olan, yukarıda da altını çizdiğim gibi çarkın dönmesi, çorbanın kaynaması.
Konuyu, biraz Masa Tenisi, biraz Kayak’a getireceğim…
Romanya’da şampiyona var…
Ama, kota yok…
Peki ne var?
Kafile var…
“Nasıl oluyor” diye sormayın…
Sabır!
Türkiye’de spor yönetiminde uzun süredir tartışma konusu olan uygulamalara bir yenisi masa tenisi branşında eklendi…
Şöyle ki, Yıldızlar ve Gençler Dünya Masa Tenisi Şampiyonası Romanya’da düzenlenirken, Türkiye kafilesiyle ilgili ortaya atılan iddialar kafa karıştırdı…
Şampiyonaya Türkiye, erkekler kategorisinde iki sporcu ile kota hakkı elde ederek katılım sağladı…
Erkeklerde bir sıkıntı yok…
Sıkıntı kadınlarda…
Kadınlar kategorisinde Türkiye’nin herhangi bir katılım hakkı yokken, iddialara göre Türkiye Masa Tenisi Federasyonu Başkanı Kerim Koç, organizasyon için hazırlanan kafile listesine ailesini de ekletti!
İddiaya göre Başkan Kerim Koç, kendisini kafile başkanı olarak listede gösterirken; eşi Nidaül İslam Koç ile 10 ve 13 yaşlarındaki kızları Eslem Nisa Koç ve Zehra Neva Koç’u da kafileye dahil etti…
Yetmedi, söz konusu isimler adına hizmet pasaportu için de, başvuruda bulunulduğu öne sürüldü…
İyi mi?
Federasyon başkanının eşinin, federasyon bünyesinde antrenörlük ya da teknik görevli olarak herhangi bir resmî görevinin bulunmadığı; çocuklarının ise masa tenisi branşıyla sportif bir bağının olmamasına rağmen, kafileye dahil edilmesi iddiası var…
Bu durum, “uluslararası organizasyonlara katılan kafilelerin hangi kriterlere göre belirlendiği” sorusunu bir kez daha gündeme taşır mı?
Bilemiyorum, ama benim görevim yetkilileri uyarmak.
VE KAYAK
Kış sporları içiresinde sevdiğim bir branştır Kayak…
Amatör ya da sağlık için de olsa kayak yaptım mı?
Hayalini bile kurmadım…
Ama, Palandöken Kayak Merkezi’nde bir defaya mahsus teleferik keyfi yaptım…
Konyaspor’da yöneticilik yaptığım dönemde Erzurumspor maçına gitmiş, dağda bir otelde konaklamış ve arkadaşların da gazına gelerek teleferikle tanışmıştım…
Hepsi bu.
xxx
Gelelim mevzumuza…
İtalya Milano’da devam eden Kış Olimpiyatlarının açılışını izlediğim gibi, yarışmaları da zaman buldukça takip ediyorum…
Kayaklı koşuda yıllardır yatırım yaptığımız ve yurtdışı kamplarına gönderdiğimiz Abdullah Yılmaz, derece bir kenara ilk 50’ye bile giremedi!
Acı bir tablo…
Milano’da devam eden Kış Olimpiyat Oyunları, ne yazık ki Kayak branşında yıllardır konuşulan sorunları bir kez daha gözler önüne serdi…
Kayakla Atlamada en iyi sporcularımız final göremedi…
Yaklaşık 50 sporcu arasında sadece birkaç ismi geride bırakabildik… Kayaklı Koşuda ise yıllardır yatırım yapılan, yurt dışında kamplara gönderilen Abdullah Yılmaz, 80’inci sırada yer aldı…
Abdullah Yılmaz’a ne kadar önem verildiğini; yapılan kampları, katıldığı yarışları ve sağlanan malzeme desteği malum.
Alp disiplininde yarışacak diğer sporcularımız için de gerçekçi olmak gerekirse, şahsen benim derece yapacaklarına inancım yok…
Kimse alınmasın…
Milano’da devam eden bu olimpiyatlar, aslında Kayak branşında nerede olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor…
Kısacası, biz kayağı hâlâ sadece para kazanılan, zenginlerin yapabildiği bir branş olarak görmeye devam ediyoruz!
Altyapıda olması gerekenler yapılmıyor…
Antrenör eğitimleri yetersiz…
Sistemde hâkim olan düşünce sporcu yetiştirmek değil, para kazanmak…
Okul tatil dönemlerinde kayak merkezlerinde “kayak öğretmenliği” adı altında ciddi paralar kazanılıyor ve neredeyse tüm dağların belli çevreler arasında paylaşıldığı iddia ediliyor…
Ben demiyorum, konu komşu öyle diyor…
Hal böyleyken başkanlık seçimlerine neden bu kadar önem verildiğini anlamak güç!
Sadece Masa Tenisi ve Kayakta değil, hemen hemen bütün federasyonlarda başkan adaylarının koltuğa oturabilmek için neler yaptığını bir bilseniz, küçük dilinizi yutarsınız!
Bu koltuklar için, siyasetçileri, bürokratları, belediye başkanlarını devreye sokanları biliyorum…
Milano Kış Olimpiyatları sürerken, olimpiyatların hemen ardından federasyonda seçim süreci başlayacak…
Bildiğim kadarıyla mevcut başkan, kayyum statüsünde görev yapıyor ve hemen hemen tüm yarışlara katılıyor…
Yarışlara katılmasında bir beis yok, ama seçim yatırımı yaptığı konusunda iddialar var…
Bu durum etik mi, değil mi, yorum kamuoyunun…
Kayağın başına güreş kökenli değil de, kayak kökenli bir yönetici seçilse daha iyi olmaz mı?
Daha önemlisi, camiada karşılığı olan bir yönetici işin başına gelse fena mı olur?
Erzurum ve Bursa’da da bazı adayların çalışmalar yaptığını söylüyor, konu komşu…
Görünen o ki, Kayakta üç adaylı bir seçim yaşanacak…
Asıl soru şu:
Milano’da ortaya çıkan bu başarısız tabloyu kim toparlayacak?
Kayak sporunu gerçekten ayağa kaldıracak bir başkan çıkacak mı?
Kayak branşımızın inim inim inlediği bir ortamda, işaret edilen aday mı, yoksa liyakat sahibi olan adaylardan birisi mi koltuğa oturacak?
Saadet zinciri devam edecekse vay Kayak branşımızın haline!
Bütün mesele kaymak değil, kayağı yönetmek.
*****



